Aile Olmak
unutulmuş bir tat. dünyanın en huzurlu, en enfes keyfi.
aile uyelerinin birey olabilmeleri, kendilerini rahatca ifade edebildikleri, kusak farkliliklarina ragmen empati, sayginin temel olup aradaki bagim sadece kan bagi ile sinirli kalmadigi ve sevgiye dayandigi, guvenin temel unsur oldugu ailelerin basarabilecekleri sey.
iktidar catismalarinin olmadigi, sayginin yas kac olursa olsun tum bireylere gosterildigi, iliskilerin somurulmedigi iliski.
ne yazik ki toplumsal rollerle igdis edilen anne, baba, cocuk, kardes rollerine insanlar o kadar cok kendilerini kaptiriyor ki insanlar karsilarindaki insani insan olarak gormekten o kadar uzaklasip aile olmayi basaramiyorlar.
ancak çocuk olduktan sonra gerçekleştiğine inandığım olgudur.
hep beraber gülüp, hep beraber ağlamaktır.
kimi zaman eşinin göğsüne yaslanmaktır; onun, bir tek onun göğsüne yaslanıp ağlamaktır.
bazı zaman da bir ana sonsuz mutluluk sığdırmaktır.
en iyisi mi, kısacası; “biliyor musun, belki elli yıl oldu ama ben hâlâ unutmadım bana ilk kez seni seviyorum dediğin o günü.” diyebilmektir.
herşey yolunda giderken aile olmak zor değil. bunu pek çok kişi yapabilir, yaşayabilir. esas sınav, zor zamanlarda verilir. hiçbir şeyin yolunda gitmediği, bütün aksiliklerin üst üste geldiği o müthiş sınavda. söylenen her sözün farklı algılanabildiği, kalplerin kolayca kırılıp, kolayca sinirlenip, kolayca ağlanabilen zamanlarda. böyle zamanlarda bile sükunetini kaybetmeden olgunlukla karşılayabiliyorsan hayatı, destek olabiliyorsan ailene, ayakta durabiliyorsan ve elinden gelen ne varsa ama ne varsa gözünü kırpmadan ailen için yapabiliyorsan (bu kadar cesaretliysen) işte o zaman aile olmuşsunuz demektir. hiçbir rüzgar sizi savuramaz. siz kenetlendikçe fırtınalar çevrenizden esip geçer. ve böyle zamanlarda söylenen kırıcı laflar, yıkıcı tutumlar, katı görüşten insanların sözde teselli veren yaklaşımları yüreğinize hiç ama hiç dokunmaz. fakat gerçek bir dosttan gelen küçücük bir sevgi kırıntısı yüreğinizi sahiden titretir, gözlerinizi yaşartabilir.
plajlardaki o minik hasır şemsiyelerin altına 4 kişi sığmaya çalışmaktır.
mücbir sebepler dışında akşam yemeklerinde eksiksiz buluşmayı gerektirir. bunu beceremiyorsanız da zaten aile olamamışsınız demektir.
aile olmak hakkında;
insanlar diye başlamak istemezdim, malesef ki konumuz insanlıkla da alakalı. aile olgusunu düşünmek, çevrendeki insan topluluğunu sorgulayarak başlar. yani en kapsar nitelikte arkadaş denilen çevre ile; uzak arkadaş, yakın arkadaş, selam verip geçtiğin arkadaş; tüm çevre.
insan yalnız doğmuştur, her adımda yalnızlığından bir şeyler paylaşır. kendi yalnızlığını anlatır. dünyanın en uzağında veya en kalabalık yerinde bile yalnızlığa mahkumdur. düşüncenin onda biri bile damarlarına yalnız olduğunu nüksetmiştir her seferinde, farkına varmak insanın kendi karakteri ile alakalı. koskocaman evrende, düşünlerine hapsolmuşluk bizim hapishanemiz. çevrendekiler ile kurduğun her ilişki birer yalnızlık paylaşımı. derin kısmına bakılacak olursa bu konu bu kadar da sınırlı değil elbette, duygu kısmını hesaba katmayacak olursak tabi.
aile olmak, dünyanın en mutlu ilişkilerinin yaşandığı bir ortam, acıların hepsinin paylaşılabildiği bir ortam değildir. aile olmak uzaktan durup o ortama öylece bakabilmektir. babanın söylediği iki kelimedir bazen, annenin söylediği öğüttür sonra onun o öğütü söylediğinin farkına vardığın. düşüncedir, terbiyedir. gözler önüne serili dünya, insanların gelip geçicilikleri, çıkarları, düşüncesizlikleri, bencillikleri. bunlardan en affedilmezini seçiyorum şimdi, bencillik. arkadaşlığa sığınılmış, dostluk adı altında toplanmış, hatta bazen sevgiline kadar taşmış bencillik. yani çevre. düşünceni ve duygunu ailenden daha çok paylaştığın kesim. böyle olmasında bir sakınca yok, elbette budur kuralların bazıları. fakat kuralların bazılarının getirileri; varmıdır kırgınlıkla, bencillikle sonuçlanmayan sonuçlar etrafında.
edebiyat yapmak değil amacım. şunu vurgulamak; var mıdır seni annen kadar beklentisiz seven, baban kadar uzak olup, yakın hissettiğin etrafında. bencillik vardır, her şeyin bir karışlığı kesinlikle vardır. bencilliğe tıkanmış en yakın arkadaşlar, sana en yakın arkadaşınım, dostunum derken, onu dinlediğin için yakındır sana. işte en büyük yalan, edebiyat yapmanın en hası. dostun seni kendin için kullanılıyorsa, sevgilin, arkadaşın, derdini dinlerken bile. ona asla tahammül gösterme, budur havarinin anlattıkları. asıl havari. ta ki bencil olmadığını görene kadar.
aile olmak nedir, ne değildir, işte bunun cevabı. ama aile olmak, asıl önemlisi, olduğun aileyi daha da üst yapmaktır. en süslü kelimerle süslemeyeceğim. ailenin içindeki durumdan bahsetmeyeceğim; bu aldatmacanın da kendisi olur; erdemden bahsediyorum oysa. dünyada en anlaşamadığın insanların sana olan yakınlığıdır. sesinden anlarsın onu. ses tonundan ve o an düşünmezsin.. ama yakındır, erdemlerine sahip olduğun şeyin meyveleri.
ve yalnızsan bu dünyada. yalnızlığına sahip ailenden başka hiçbir şey yoksa, bırak bencil olsun dünya. bırak sana dert anlatılsın, başına dünya yıkılsın. çekinme yalnız olmaktan, bencilse dünya, korkma yalnız kalmaktan, derdini anlatamamaktan, içinde derdini çözemiyorsan kendi başına, ayakta duramıyorsan, ve kendi içinde yaşamayı bilmiyorsan asla mutluluğu, yalnız değilsin korkma. aldanmacanın içinde, koştur sen de dünya gibi. ama şunu da unutma;
eğer bir ailen varsa, yalnızlıktan korkma, yine yalnızsın elbet, ama iyi değil midir yalnızlık; bencillikten, bencilce zarar vermekten dünyadakilerin sana!
You can leave a response, or trackback from your own site.
Adding to my bookmarks thanks. Where is your contact details though?
Very good information for me!I just want to get more info
Pretty good post. I just stumbled upon your blog and wanted to say that I have really enjoyed reading your blog posts. Any way I’ll be subscribing to your feed and I hope you post again soon.
Two hundred many years ago basically everyone in science knew the Earth was round and not the center of the Universe (thanks to a few ancient Greeks and Copernicus, Kepler, Newton, and Galileo). As long ago as 150 many years ago, we had a pretty good idea what the speed of light was, the charge to mass ratio of an electron, the mass of the Earth, the distance between the Earth and the Moon, and the size of the Earth. While these all seem like huge ideas even today, reasonably intelligent men and women (not necessarily geniuses) have come up with some creative ways of answering huge questions. The fact that no one has come up with a study that supports the existence of ESP, telepathy, telekinesis, or any other paranormal activity is quite informative. While this doesn’t prove that these points do not exist, it does suggest their likelihood of existence is small.
Hey – great blog, just looking around some blogs, seems a really nice platform you are using. I’m currently using WordPress for a few of my blogs but looking to change one of them over to a platform similar to yours as a trial run. Anything in particular you would recommend about it?
Substantially, the post is actually the sweetest topic on curing acne naturally. I concur with your conclusions and will thirstily look forward to your future updates. Just saying thanks will not just be sufficient, for the tremendous lucidity in your writing. I will right away grab your rss feed to stay abreast of any updates.
I absolutely love reading your post, your variety of writing is extraordinary.This blog as usual was educational, I have had to bookmark your blog and subscribe to your feed in feeburner. Your theme looks impressive.
Took me time to read all the comments, but I really enjoyed the article. It proved to be Very helpful to me and I am sure to all the commenters here! It’s always nice when you can not only be informed, but also entertained!
What a good blog you have here. Please update it more often. This topics is my interest. Thank you. . .
Hold yourself responsible for a higher standard than anyone else expects of you. Never excuse yourself. Thank You. . . .
I agree with you. This type of projects should be encouraged and I think that these type of projects are the projects for the future. . . . .